Çağdaş Kentte “Yeni” Bir Bağlam Tartışması: Kızılay Üzerine Alternatif Bir Gelecek Sunmak(1)



Hakan Sağlam, Zeynep Uludağ, Gülşah Güleç

http://www.mimarlikdergisi.com/index.cfm?sayfa=mimarlik&DergiSayi=379&RecID=2955 Ankara-Kızılay üzerine alternatif bir gelecek sunmak üzere, Gazi Üniversitesi, Mimarlık Bölümü’nde geçtiğimiz dönem gerçekleştirilen uluslararası kış okulunda “Kentsel Parazit” temalı bir stüdyo düzenlendi. Stüdyo, Kızılay ölçeğinde yeni bir bağlamın varlığını özgün kavramlar, tasarım araçları ve yöntemleri üzerinden sorgulayarak, bugün hızlı tempolu ticari bir alan olan Kızılay’ın geleceği üzerine düşünce üretiyor.

TASARIM SÜRECİNİN KURGULANMASI 

Çağdaş mimarlıkta söylemsel ve tasarımsal sürecin gelişimi, kentin kültürel ve fiziksel gelişimi ile doğrudan ilişkilidir. Bu süreçte gerçekleştirilen çok boyutlu ve disiplinlerarası bir kentsel analiz, yeni ve özgün bir kavramsal çerçevenin oluşmasını sağlar. Mimarlık eğitimi kapsamında bu çerçevenin kişisel bilgi ve deneyimlerle geliştirilebileceği başlıca yer tasarım stüdyolarıdır.

Gazi Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nün 2003 yılından itibaren kesintisiz olarak sürdürdüğü uluslararası kış okulu, farklı ülkelerden akademisyen ve öğrencilerin kişisel bilgi ve deneyimlerini mimarlık ortamı ile paylaştıkları bir etkinlik/ders olmuştur. (Resim 1) “WS-RADS 2011 – Urban Housing” konu başlığıyla gerçekleştirilen kış okulu, Ankara’nın Yenişehir bölgesini çalışma alanı olarak ele almıştır. Teması “Visions of the Future: Urban Housing 2” olarak belirlenen kış okulunun hedefi, Ankara-Kızılay alanına konuta dayalı yaşanırlığı yeniden kazandırmaktır. Merkezî iş alanı haline gelen Kızılay’da konuttan ticarete doğru ilerleyen işlevsel dönüşüm, yoğun bir yaya ve araç trafiğine neden olmaktadır. Bu dönüşüm, günün geç saatlerinde alanın büyük oranda terk edilmesiyle kentin güvenliğine ve kentsel kalitenin sürdürülmesine karşı engel oluşturmaktadır. Kış okulunun hedefi, kentsel kalitenin sürdürülebilmesi için Kızılay’ın geleceğine yönelik öneriler geliştirmektir.

Etkinlikte “urban parasite” (kentsel parazit) temasıyla çalışmalarını yürütmüş olan tasarım stüdyosu, kentin gündelik yaşam pratikleriyle dönüşen, bağlamını bu dönüşümün hızında ve geçici olma durumunda arayan bir mekân olduğunu ortaya koymuştur. Öyle ki kenti niteleyen “çağdaş” (contemporary) kavramı da kentin sürekli değişimine bağlı olarak kentsel mekânın “geçici” (temporary) doğasını işaret etmektedir. (Resim 2) Bu açıdan stüdyo, öncelikle çağın koşullarının sürekli olarak değiştiği gerçeğini gözönünde bulundurmuştur. Dolayısıyla artık “şekil-zemin” (Colin Rowe) ve “zihinsel haritaları” (Kevin Lynch) kullanarak belgelenemeyecek ya da “komşuluk” (Jane Jacobs) gibi bir durum ile kontrol altına alınamayacak bir dünyada olduğumuz için alternatif yaratım, “yeni bir mimarlık” aracılığıyla gerçekleştirilebilir. Bu nedenle stüdyo, yeni mimarlığın kentin düzenli gelişimine değil, kentsel bağlantı ağlarının kaotik yapısına bağlı olduğunu savunmuş, tasarım sürecini kentin dokusundan yaşam kültürüne dek her şeyin sürekli olarak değiştiği bir ortamda yeni bir bağlam oluşturmak üzere kurgulamıştır.

TASARIM SÜRECİNİN GELİŞİMİ

Tasarım sürecinde öncelikle mevcut kentsel bağlam eleştirel bir bakışla ele alınarak yeniden kavramsallaştırılmıştır. Böylece çağdaş kent ve mimarlık da yeni bir mekânsal anlayış doğrultusunda ele alınmıştır. Geçmişten bugüne farklı mimarlık çevreleri tarafından farklı kavramlarla oluşturulan bu anlayış, çağın iletişim ağından ilham alarak kenti hareket halinde kurgulayan Archigram için “geçiciliği”, modernizmin kentte yaşam ve ulaşımı birbirinden ayırdığı için yetersiz kaldığına inanarak sirkülasyonun içinde de barınılabileceğini öne süren Paul Virilio için “akışkanlığı”, mekânsal ve konstrüksiyonel olarak makineleri referans alan Wes Jones için “mekanikliği”; kenti bir organizma olarak görüp, onu yeni teknolojiler ve endüstriyel malzemeler sayesinde esnek, eklemeli hacimler ve sürekli yüzeylerle örgütleyen Coop Himmelblau için “organikliği”; mevcut kent merkezlerinin değişken ihtiyaç ve talepleri karşılayamadığını savunan Koolhaas için “büyüklüğü”; tipoloji gibi geleneksel bir referans sisteminin dayattığı oranı sorgulayan Eisenman için “topolojiyi”; kentin zamanı ve dokusu ile analojik bir ilişki geliştirmek isteyen Steven Holl için “gözenekliliği”; zamanda ileri geri hareket edilebilecek bir salınımla farklı zamanların yan yana getirilip çakıştırılmasını öneren Zaha Hadid için “çok katmanlılığı”; malzeme üzerinden zihinsel ve duyusal algıyı önemseyen Peter Zumthor için “uyumluluğu”; programlanmamış eylemlerden söz eden Tschumi için de “olayı” ifade etmiştir. (2)

Bu yeni mekânsallıklar, çağdaş kenti yeniden kavramsallaştırmanın yanı sıra strüktürel ve programatik yenilikler getirmiş, ayrıca hızı, hareketi ve eylemi içeren mimari mekânın perspektifler, planlar ve kesitler gibi geleneksel temsil araçları ile ifade edilmesinin zorlaştığını göstermiştir.

Stüdyonun yeni mekânsal anlayışı, Kızılay’daki çevresel ve programatik verilerin analizi sonucunda belirlenmiştir. Bu yönde “doku, kentsel parazit, akışkanlık, duyu, düzen, kaos, geçicilik, olay, kentsel orman (urban jungle), ticari terörizm, geçirgenlik, flanéur, gorilla şehirciliği (gorilla urbanism), simbiyoz, evrim, bütünlük” gibi kavramlar tartışmaya açılmıştır. Ziya Gökalp Caddesi ve Meşrutiyet Caddesi arasında kalan alanda özel, yarı kamusal ve kamusal mekânlara sahip olan yoğun, sıkışık kent dokusunun fiziksel ve kültürel olarak yeniden değerlendirilmesi hedeflenmiştir. (Resim 3) Bu alandaki karmaşanın ve hızın bir tasarım aracı haline gelmesi öngörülmüştür. Dolayısıyla stüdyo, mevcut koşullar içindeki yeni potansiyeli keşfetmeye odaklanan yeni mimarlığını özgün kavramlarla gerekçelendirmiş, böylece süreci yalnızca malzemeler ve konstrüktif donanımlar gibi tasarlama bilincinin somut bileşenleri ile değil kavramlar aracılığıyla da geliştirmiştir. (3)

Yoğunluk, sıkışıklık, karmaşa, hız, hareket ve eylemsel çeşitlilik üzerinden kavramsal tartışmalarını geliştiren stüdyo, mevcut çevresel ve programatik belirsizliği görme, tanıma, kabullenme ve bu bağlamda alternatif bir yaşam önerme hedefiyle tasarımına başlamıştır. (Resim 4, 5) “Negatif yetenek” (negative capability) olarak tanımlanan bu tavır, başta doğal ve yapılı çevrenin bozulması olmak üzere çağdaş kentin bugün olduğu gibi gelecekte de uğraşması gereken birçok sorunun farkında olmak ve üstesinden gelmeye çalışmaktır. (4) Stüdyo, bu tavrı bugün büyük şehirlerde görülen kontrolsüz ve düzensiz gelişim kentsel kaliteyi bozarak sıradanlığa yol açtığı için benimsemiştir. Bu yönde hızlı tempolu ticari bir bölge olması nedeniyle kentlilerle yoğun ve sürekli ilişkiler kuramadığı gözlenen Kızılay, “kentsel orman” olarak nitelendirilmiştir.

Diğer taraftan Kızılay’ın “duyu”lara güçlü bir şekilde hitap eden karmaşık dokusu, malzemeleri, boyutları, geometrileri, katmanları ve geçişleri gibi birçok mevcut fiziksel özelliği ile ele alınmıştır. (Resim 6, 7) Zumthor’un da belirttiği gibi yeni bir mimari müdahale belirli bir yer ya da konuma konsantre olup, onun tarihi ve biçimi kadar duyusal niteliklerini de anlamayı gerektirmektedir. (5) Stüdyonun dokusal analizlerinde etkin olan bu nitelikler, yerin geçmişi gözardı edilmeden belgelenmiştir.

Kentlilerin bu yer ile yeni ilişkiler kurabilmesi içinse “evrim” ve “simbiyoz” gibi kavramlar üzerinden çeşitli tartışmalar yürütülmüş, “gorilla şehirciliği” gibi özgün bir kavram geliştirilmiştir. Kızılay ölçeğinde kuramsal olduğu kadar biçimsel açıdan da yeni bir yaklaşım sunan bu kavram, doğa-bina-insan arasındaki mevcut ilişkilerin evrimsel bir nitelikte ele alınmasına neden olmuştur. Bu yolla ortaya konulan yeni kentsel söylem, mevcut peyzaj ya da mekânlara eklemlenip onların büyüklük, program gibi niteliklerine bağlı olarak varlık gösteren kentsel parazitlerin bölgeye yayılmasını ifade eder. (Resim 8) Bu parazit yapıların sunduğu yeni geçişler ile birlikte kentlilerin Kızılay’a dair deneyimlerini zenginleştirmesi öngörülmüştür. (Resim 9, 10) Bölgedeki tüm eylemler için akışkan bir biçim, kentlileri içine alıp yönlendiren yeni bir mekânsal süreklilik yaratılmıştır. Böylece ortaya çıkan geçirgenlik, Jane Jacobs tarafından da “ideal matriks” olarak savunulmuş olan yaya hareketinin özgürleşmesini sağlamaktadır. (6) Bugünün kitlesel iletişim ortamı da hızlı ve esnek tasarım stratejilerini, dolayısıyla böyle bir akışkan ve geçirgen mimarlığı gerektirir.

Ancak stüdyonun öngörüsü ile “kent içinde kent”(city within a city) (7)haline gelen alandaki hareketi yönlendiren geçişler, objelerin enerjiye, noktaların güzergâhlara dönüştüğü bir dünyada artık yalnızca sirkülasyon işlevini üstlenmemektedir. (8) (Resim 11) Çünkü çağdaş kentler, hareket özgürlüğü kadar olay özgürlüğü ile de karakterize olmaktadır. Bu nedenle stüdyonun önerdiği, mevcut dokuyu bozmadan onunla bütünleşen, gelişen ve değişen bu yeni kentsel peyzaj, belirli eylemlerle sınırlandırılmadığı için yeni “olay”lara açıktır. Mevcut kullanım dokusuna yönelik olarak bazı yeni programlar tanımlanmış, ancak sabitlenmemiştir. (9) Böylece çevresel ve programatik veriler, “olay” (10) gibi bir kavram üzerinden birlikte ve yeniden değerlendirilmiştir. Olaylar, bir binanın içinde toplanabileceği gibi geçişler, sokaklar, aralıklar, eşiklerde de görülebilir. Dolayısıyla Kızılay’ı yalnızca kentteki konumu açısından değil, kentlilerin ilgisi açısından da odak noktası haline getirmek amaçlanmıştır. Bunun için mevcut binalar ve yeni yapılanmalar arasında geliştirilen “simbiyotik” ilişkilerin barınma, ticaret, ulaşım gibi çok çeşitli kullanımlara sahip “dokuya” yeni, yoğun ve sürekli bir yaşam kazandırması öngörülmüştür.

Önerilen yeni kentsel doku içinde doğa da yeniden ele alınmıştır. Tükenmiş kent merkezlerinin yeşillendirilmesi, geleceğin kent merkezinin en görünür karakteristiği olarak değerlendirilmiştir. (11) Bu nedenle yeşil doku, kent zemininin yanı sıra üst kotlarda da yer almaktadır. Alternatif bir gelecek görüşü ile geliştirilen bu yeni kentsel doku, kentin yoğun ve karmaşık yapısı ile bütünleşmektedir. Çakıştırılan yeni ve eski dokunun oluşturduğu bu bütünlük, bilinen herhangi bir mimari stile ya da biçimselliğe uymamaktadır. (Resim 12, 13)

SONUÇ YERİNE

Çağdaş kentin sorunlarına yönelik olarak geliştirilen her söylem ve tasarım, kenti çok boyutlu bir kavramsal çerçevede sorgulamayı gerektirir. Bu sorgulama, doğal ve inşa edilmiş çevrenin yeniden keşfedilmesinin yanı sıra gelenek ve yenilik tartışmasını gündeme getirmektedir. Bu nedenle yeni bir mimari ve kentsel çalışmada öncelikli olarak yapılması gereken, bu tartışmanın bir parçası olan özgünlük konusunun fiziksel ve kültürel bağlama nasıl yansıdığının araştırılmasıdır. Çağı anlamaya yönelik her araştırma, yerel, yöresel, pitoresk ve arkaik bir bakış yerine bağlamsal, evrensel, gerçekçi ve güncel bir bakış aracılığıyla gerçekleştirilirse geleceğin mimarisi ile ilgili yeni bir potansiyel ortaya çıkarılabilir.

Stüdyonun tasarım sürecini kurgular ve geliştirirken ortaya koyduğu kavramsal çerçeve, bugünü araştırarak bu potansiyeli ortaya çıkarma üzerine kuruludur. Çalışma boyunca değişken fiziksel ve kültürel dinamikler doğrultusunda kenti ve kentteki ilişkiler sistemini içine alan bir başka bağlamın yaratılmasına çalışılmıştır. Böylece yerin koşulları da yeniden keşfedilmiş, çağa ve geleceğe uygun bir mimarlık geliştirme hedefi ile Kızılay’a özgün bir kavramsal ve biçimsel nitelik kazandırılmıştır.

NOTLAR

1. Bu yazı, GÜ Mimarlık Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Esin Boyacıoğlu tarafından sunulan, ERASMUS/IP çerçevesinde desteklenen WS-RADS 2011 Kış Okulu kapsamında (24 Ocak-4 Şubat 2011) Mimarlık Bölümü’nün öğretim üyeleri Doç. Dr. Zeynep Uludağ, Yrd. Doç. Dr. Hakan Sağlam ve Araş. Gör. Gülşah Güleç tarafından yürütülen tasarım stüdyosunun “urban parasite” temalı çalışmalarından hareketle hazırlanmıştır. Çalışmalara konuk mimar olarak John Lewis, öğrenci olarak Tanya Anthony, Toon Rooijmans, Christian Hofer, David Weclawowicz, Hatice Temür, Gülşen Gedik, Berkcan Cıbır, Cansu Buyruk, Duygu Oral ve Antonio Mira katılmıştır.

2. Alison, Brayer, Migayrou, Spiller, 2006; Hays, 2010; Güleç, 2011.

3. Koolhaas, Kwinter, 1996.

4. Holl, 2009.

5. Zumthor, 2006.

6. Geçirgenlik, Walter Benjamin’in anlatımlarında biçimsel ve programatik bir karakteristik olarak karşımıza çıkar. Benjamin, Napoli’nin “kentsel geçirgenliğini” (urban porosity) anlatırken şöyle demiştir: “Bina ve eylem, yeni öngörülemeyen konstelasyonların sahnesi haline gelmek için avlular, pasajlar ve merdivenlerde birbirine karışır… Geçirgenlik, bu kentin yaşamının her yerde yeniden görünür olan, tüketilemez kuralıdır.” Bkz. Holl, 2009.

7. 1970’lerde gerçek kent planlarını birer resim gibi değerlendiren Rowe’un “müze olarak kent” (city as museum) yaklaşımı, bugün yeni bir bağlam arayışında olan çağdaş mimarlar tarafından “kent içinde kent” (city within a city) olarak güncellenmiştir.

8. Alison, Brayer, Migayrou, Spiller, 2006.

9. Stüdyo, verilen mimari programı (urban housing) yalnızca ikamet etme eylemine karşılık gelecek şekilde değil çağdaş mimarlığın geçicilik özelliğini esas alarak değişen ihtiyaç ve talepleri karşılayacak ve sürekli yeni bir yaşam oluşturacak şekilde düşünmüştür. Tasarım süreci boyunca kesin yerine olası eylemler tartışılmıştır.

10. Çağdaş mimarlara yeni bir yön kazandıran ve kaynağı Deleuze’ün söylemleri olan olay kavramı, gerçeğin akış ya da farklılaşma durumunda olduğu bir oluş felsefesi ile açıklanmıştır. Bkz. Williams, 2000.

11. M’closkey, 2008.

KAYNAKLAR

Alison, J., M.A. Brayer, F. Migayrou ve N. Spiller 2006, Future City, Experiment and Utopia in Architecture, Thames&Hudson, New York, s. 7-8, 13-15, 37, 73, 89, 107, 121, 122, 175, 194, 201.

Güleç, G. 2011, Çağdaş Mimarlıkta Bağlamın Yeniden Kavramsallaştırılması Üzerine Eleştirel Bakış, Gazi Üniversitesi FBE, yayımlanmamış yüksek lisans tezi, Ankara.

Hays, K.M. 2010, Architecture’s Desire, Reading the Late Avant-Garde, MIT Press, Londra, s. 5, 33, 111, 152.

Holl, S. 2009, Urbanisms, Working with Doubt, Princeton Architectural Press, New York, s. 22, 33-34, 37, 137.

Koolhaas, R. ve S. Kwinter, 1996, Rem Koolhaas: Conversations with Students, Rice University School of Architecture, Princeton Architectural Press, ikinci baskı, New York, s. 68.

M’closkey, K. 2008, “Without End: Mats, Holes and the Promise of Landscape Urbanism”, Writing Urbanism, A Design Reader, Douglas Kelbaugh, Kit Krankel McCullough, Routledge, New York, s. 121.

Williams, J. 2000, “Deleuze’s Ontology and Creativity: Becoming in Architecture”, Pli 9, University of Warwick, The Warwick Journal of Philosophy, s. 202-213.

Zumthor, P. 2006, Thinking Architecture, Birkhauser, Basel, s. 41.